Müşir Fuat Paşa Yalısı | İstinye | Deli Fuat Paşa ve Şerif Hüseyin'in Sırrı
İran büyükelçisinden Hicaz Kralı Şerif Hüseyin'e, idam mahkumundan Dışişleri Bakanlığı'na... İstinye'deki Müşir Deli Fuat Paşa Yalısı'nın 150 yıllık inanılmaz hikâyesi. Anahtar Kelimeler:
Dört Sahip, Dört İmparatorluk: Müşir Deli Fuat Paşa Yalısının İnanılmaz Hikâyesi
Bir yalı düşünün.
İçinde ihanet planları yapıldı. Bir idam mahkumu barındırdı. Bir adam orada delirdi. Halılarını Boğaz'dan geçen kayıklara attı. Bileklerini kesti — ama ölemedi. 96 yaşında, içinde doğduğu çağı çoktan geçerek, 7 padişah gören bir babanın oğlu olarak öldü.
Bu, Müşir Deli Fuat Paşa Yalısı'nın hikâyesi. Ve bu, İstanbul'un en az bilinen, en çok yaşanmış yalılarından birinin hikâyesi.
Her Şey Bir İran Büyükelçisiyle Başladı
1870'li yılların başında, İstanbul Boğazı'nın Rumeli yakasındaki İstinye Koyu'nda bu yalıyı İran Büyükelçisi Hacı Muhsin Han yaptırdı. Emirgan Tokmak Burnu'nda, Sakıp Sabancı Caddesi üzerinde, suyun tam kıyısında.
Hacı Muhsin Han bu yalıya, bu şehre, bu hayata âşık oldu. İstanbul'daki yaşamını çok seven büyükelçi, görevinden ayrılmamak için yıllarca çaba gösterdi. Uzun süre başardı. Ama 1890'ların başında İran'a dönmek zorunda kaldı. Fazla yaşamadı. İstanbul özlemiyle öldü.
Bir yalı böyle doğuyor: bir adamın başka bir şehre duyduğu büyük aşkla. Ve o adam gidince yalı, yeni sahiplerini, yeni hikâyeleri beklemeye başlıyor.
İkinci Sahip: Postanın Efendisi
Yalının ikinci sahibi Posta ve Telgraf Nazırı Billuri Mehmet Efendi'ydi. Beş yıl boyunca bu görevi üstlenen Billuri Efendi hakkında fazla bilgi yok. Tarihin gölgesinde kalmış biri. Adı, görevi ve sonunda maddi sıkıntıya düşüp yalıyı satmak zorunda kalması — bunlar biliniyor. Geri kalanlar sessizliğe karıştı.
Ama o sessizlik çok sürmedi. Çünkü üçüncü sahip, tarihin en tartışmalı isimlerinden biriydi.
Üçüncü Sahip: İçinde İhanet Planları Pişirilen Adam — Şerif Hüseyin
II. Abdülhamid, güvenmediği için Şerif Hüseyin'i İstanbul'da tutuyordu. Ama Şerif Hüseyin'in planları vardı: Arabistan'dan Suriye'ye kadar uzanan bölgenin kralı olmak istiyordu.
Ve o planlar, bu yalının duvarları arasında şekillendi.
Arabistanlı Lawrence ile bir olup Ortadoğu'yu Osmanlı Devleti'nden ayıran Şerif Hüseyin, ihanet planlarını bu yalıda yapmıştı. İkinci Meşrutiyet'in ardından 1908'de Mekke Şerifi olarak atanan Hüseyin, aynı yıl yalısını Müşir Fuat Paşa'ya satıp Arabistan'a geçti. Birinci Dünya Savaşı'nın karmaşasında İngilizlerden destek buldu, Arap İsyanı'nı başlattı ve 1916'da kendisini Hicaz Kralı ilan etti.
O yalıdan çıkıp bir krallık kurmak. İstanbul'da büyüyen planların Ortadoğu'da gerçeğe dönüşmesi.
Günümüzde Ürdün Kralı olan Abdullah'ın babası Kral Hüseyin, 1990'lı yıllarda Türkiye'ye geldiğinde gazetecilere bu yalının bir zamanlar ailesine ait olduğunu söylemişti. Yani bu hikâye hâlâ aile sohbetlerinde yaşıyor. Yalının hatırası kraliyet koridorlarına kadar uzanıyor.
Dördüncü Sahip: Deli Fuat Paşa — Cesaretin ve Yıkımın Adamı
Cesaretiyle tarihe "deli" lakabıyla geçen Müşir Fuat Paşa'nın sonu yalıda delirmek oldu.
Ama başlangıçta bu kadar trajik değildi.
1835'te İstanbul'da doğan Fuat Paşa, Mısır'da öğrenim görmüş, 1876'da Karadağ Savaşları'na katılmıştı. 93 Harbi'nde Elena bölgesinde Rusları bozguna uğratması sonucu müşir unvanını aldı. Düşündüklerini çekinmeden söylüyordu. Bu yüzden "deli" dediler. Ama o, dürüstlüğünü hiç saklamadı.
Dönemin Rus Çarı ile samimiyet kurması, Sultan II. Abdülhamid aleyhine Avrupa gazetelerinde fikir beyan etmeye başlaması, başhafiye Fehim Paşa tarafından sıkı takibe alınmasına yol açtı. Osmanlı mahkemesi onu padişah aleyhine faaliyetler nedeniyle idama mahkum etti. Sonra sürgün. Şam'da altı yıl gözetim altında kaldı. Meşrutiyet'in ilanıyla İstanbul'a döndü ve Ayan Meclisi üyesi oldu.
Yalıyı Şerif Hüseyin'den satın alıp yerleştiğinde 74 yaşındaydı. Belki de hayatının en sakin dönemini yaşayacağını düşünüyordu. Ama tarih ona farklı bir son yazdı.
Üç Oğlunu Kaybeden Baba
Balkan Savaşları sırasında 77 yaşında olmasına rağmen görev isteyen Deli Fuat Paşa, 1912'nin Aralık ayında Çatalca'ya vardığı sırada oğlu Said Fuat Bey'in şehit olduğunu öğrendi. Ocak 1913'te ikinci oğlu Reşit Fuat Bey şehit düştü. 1915'te ise küçük oğlu Halil Fuat Bey, Çanakkale cephesinde şehit oldu.
Üç oğul. Üç savaş. Üç acı haber.
Bir insan bu ağırlığı nasıl taşır? Deli Fuat Paşa taşıyamadı. Ömrünün son yıllarında öldürüleceği korkusuyla yalısından çıkmayan Fuat Paşa, bileklerini keserek intihar etmeye kalktı ama başaramadı. Kendisini bir odaya kilitleyip kimseyi yanına almıyor, odadaki halıları kaldırıp yalının önünden geçen kayıkların üzerine atıyordu.
Dışarıdan geçen bir kayıkçının gördüğü manzarayı düşünün. Boğaz'ın ortasında, suyun üstünde yüzen halılar. Yukarıda, yalının penceresinde bir adam. Yaşlı, kırık, kaybolmuş.
Ahir ömründe aklî dengesini iyice kaybeden Deli Fuat Paşa, yalının bir önceki sahibi Şerif Hüseyin ile aynı yılda — 1931'de — öldü. 96 yaşındaydı. Eyüp'e gömüldü.
Bir Yalının Dönüşümü: Tersaneden Dışişleri'ne
Fuat Paşa'dan sonra mirasçıları yalıyı Denizcilik Bankası'na sattı. 1948'de Tersane Müdürlüğü olarak kullanılmaya başlandı. 1956'da İstinye Tersanesi bünyesinde depo ve büro olarak işlev gördü. Bu dönemde harem binası tersaneye yer açmak için yıkıldı.
Bir yalının haremini yıkmak. İçinde yaşananların izlerini silmek. Tarihin o sessiz şiddetini görmek istiyorsanız, işte tam burası.
Tersanenin kapanmasıyla yalı Hazine'ye devredildi. Dışişleri Bakanlığı'nın kullanımına geçen yalı, sonradan UNESCO'ya tahsis edildi.
1997'de T.C. Dışişleri Bakanlığı işvereni ile TAM Mimarlık tarafından gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon sürecinde yapı, zemini ve strüktürüyle birlikte ele alındı. Boğaz'a doğru kaymakta olan yapı, bu çalışmayla ayakta tutuldu. Geleneksel ahşap işçiliğinden tavan süslemelerine, cephe oranlarından yapı malzemelerine kadar her detay titizlikle ele alındı.
Mimari: Bir İran Elçisinin Zevki
Neoklasik üslupta yapılmış olan yalı, girişte taş kat üzerine iki kattır. Her sahip yapıya dokunmuş, değiştirmiş, katmış. Fuat Paşa yapının iki yanına çıkarmalar ekledi, çatıyı üç kez yükseltti ve orta bölümüne cihannüma yerleştirdi. Cihannüma — "dünyayı gösteren" anlamına gelen bu cam köşk — Boğaz manzarasını 360 derece kuşatıyordu. Sonraki restorasyonlarda kaldırıldı.
Her değişiklik bir sahibin imzası. Her iz bir dönemin belgesi.
Bu Yalı Neden Önemli?
Çünkü içinde bir imparatorluğun çöküşü yaşandı.
İran'dan gelen bir büyükelçi yaptırdı. Posta Nazırı'ndan Hicaz Kralı'na sattı. Hicaz Kralı orada Ortadoğu'yu parçalayacak planlar kurdu. Bir müşir orada hem kahraman oldu hem delirdi. Üç oğlunu kaybetti, halılarını denize attı.
Boğaz yalılarının büyük çoğunluğu yandı, yıkıldı, yok oldu. Bu yalı — defalarca el değiştirmiş, tersane deposuna dönüştürülmüş, haremini kaybetmiş olmasına rağmen — hâlâ İstinye kıyısında duruyor.
İstanbul'a geldiğinizde Sakıp Sabancı Caddesi'nden geçiyorsanız, yavaşlayın. O neoklasik cepheye, taş zemin üzerindeki ahşap gövdeye bakın. Ve şunu bilin: bu duvarlar içinde Ortadoğu'nun kaderi değişti, bir paşa delirdi, bir büyükelçi özlemle öldü.
Bu, sadece bir yalı değil. Bu, yüz elli yıllık İstanbul'un en yoğun sayfalarından biri.
Sinem Özüçler
RE/MAX Ahenk Broker/Owner
RE/MAX Collection Kulüp Yönetim Kurulu Başkanı
RE/MAX Türkiye Ticari Kulüp Genel Sekreterlik Komitesi Başkanı
Anahtar Kelimeler: Müşir Fuat Paşa Yalısı, Deli Fuat Paşa Yalısı, İstinye tarihi yalılar, Şerif Hüseyin yalısı İstanbul, Boğaz yalıları tarihi, Hacı Muhsin Han yalı, Osmanlı yalı mimarisi neoklasik, İstinye Sakıp Sabancı Caddesi yalı, Sarıyer tescilli tarihi eser, UNESCO yalı İstanbul, Boğaziçi yalılarıMüşir Fuat Paşa Yalısı |


